Buz Denizi – Mer de Glace

Mer de Glace (Buz Denizi), Fransız Alpleri’ndeki Mont Blanc masifinin kuzey yamaçlarında bulunan bir vadi buzulu. Yaklaşık 7 km uzunluğunda ve 200 metre derinliğinde Fransa’nın en büyük ve İsviçre’deki Aletsch Buzulu’ndan sonra Alpler’deki ikinci en uzun buzul.

Düzensiz sırtlar ve derin yarıklarla bu buz kütlesi, sanki şiddetle akarken aniden donmuş bir nehir gibi görünüyor. Mer de Glace, kar yağışıyla sürekli yenileniyor, kendi ağırlığının etkisi altında sürekli olarak akıyor ve üzerinde hareket ettiği araziye bağlı olarak yarıkların, serakların veya su ceplerinin oluşmasına neden oluyor. Çıplak gözle algılanmasa da hızı oldukça yüksek.

İki İngiliz kaşif, William Windham ve Richard Pocock, yerel rehberlerle birlikte 1741’de Chamonix’de yaptıkları keşif gezisinde, Mer de Glace’i ilk kez tanımlamaları ve isim vermelerinden beri, dünyanın en çok ziyaret edilen doğal alanlarından biri haline gelmiş.

Buzulun en iyi gözlemlenebildiği yer olan ve Mer de Glace buzuluna bakan kayalık bir sırtın üzerindeki Montenvers, 1802’den itibaren katırla erişilebilir hale gelmiş ve 1908’de Montenvers Treni’nin açılmasıyla kitleler tarafından ulaşılabilir olmuş. Montenvers Demiryolu, Chamonix’den Mer de Glace’e turizm amacıyla vadide özel olarak inşa edilmiş bir dişli demiryolu. Chamonix’ten 1913 metrede en üst istasyona kadar kıvrıla kıvrıla çıkıyor. Tren, ilk olarak 1908’de Caillet durağına kadar ve ardından 1909’da tamamen tepeye kadar kullanıma açılmış. Trenlerin varlığından önce buzula erişim katır veya yürüyerek yapılıyormuş. Hatta burayı ziyarete gelen ilk dağcıları ve gezginleri ağırlamak için 1880 yılında inşa edilen ve o zamanlar katırdan başka bir ulaşımı olmayan bir otelde bulunuyor burada. Zamanımızda da otele trenden ya da yürümekten başka bir ulaşım imkanı yok.

Chamonix vadisindeki bölgesel trenlerin kullandığı istasyonlarından ayrı olarak merkezde bu hat için farklı bir istasyon yapılmış. Bu istasyonda hattın açıldığı dönemden kalma ilk lokomotif sergileniyor. Başlangıçta trenler buharlı lokomotifler tarafından çekiliyormuş, ancak günümüzde trenlerin hepsi elektrikli.

Dağcılıkta, zorlukları ve yükseklikleriyle, Alpler’in altı büyük “kuzey yüzünden” (“north face”) bahsedilir. Bunlar Matterhorn, Cima Grande di Lavaredo, Petit Dru, Piz Badile, Eiger ve Grandes Jorasses’tir. Bu altı yüzün her birinin ilk çıkışını yapmak, 1930’larda en iyi Avrupalı ​​dağcıların başlıca hedefiydi. Bu seyahatte bunlardan üçünü (Matterhorn, Eiger ve  Aiguille du Dru)  görme şansımız oldu.

Montenvers tren istasyonundan karşıya baktığınızda, yaklaşık 1000 metrelik dik duvar tırmanış rotasıyla bu muhteşem kuzey yüzlerinden bir olan Aiguille du Dru‘nun manzarası heyecan verici.

Önceki gün Aiguille du Midi zirvesinden indikten sonra, aradaki istasyondan yürüyerek gelmiştik buraya ve geç olduğu için buzulu izleyip, buz mağarasını gezemeden Chamonix’e doğru yürümeye devam etmek zorunda kalmıştık. Buradaki dördüncü günümüzde Mer de Glace’e gitmek için, şehir merkezinden (Gare du Montenvers) kırmızı Montenvers trenine bindik. Bir gün önce aşağıya doğru yürüdüğümüz orman içi yollardan bu sefer trenle kıvrıla kıvrıla tırmanarak tepeye ulaştık.

İstasyonun yanındaki teraslardan buzulu, vadiyi ve dağları seyredip buzulun kalbine doğru bir yolculuğa başladık. Buradan buz mağarasına ulaşmak için önce kısa bir teleferik yolculuğuyla vadinin yamacından aşağıya, sonra dik yamaca tutturulmuş, yaklaşık 500 basamaklı çelik merdivenlerden devam ederek buzulun içinde insan yapımı mağaraya indik.

Buz Mağarası, yaşayan Buz Denizi’nin hareketinden dolayı, her yıl tekrar kazılan bir oyuk. Bir buzulun içine girmek heyecan verici. İnsan buzun içine girince dondurucu bir soğukla karşılaşacağını sanıyor ancak pek öyle değil. Şıpır şıpır eriyip akan su damlaları ve onların oyuklardan akıp gidişinin sesini dinleyerek masmavi hoş bir serinlikte güzel bir gezinti bu. Devasa bir donmuş su kütlesi. Nasıl ki coşkun akarken bir anda donup kalmış bir görüntüsü varsa sanki bir anda da hızla eriyecek ve herşeyi alıp götürecek gibi. Duvarlarda buzul ve tarihi ile ilgili fotoğraflar, belgeler var. Bunları teker teker inceleyip, bol bol fotoğraf çekerek keyifle buz mağarasını gezdikten sonra tekrar bir gözümüz arkada buz denizinde, yavaş yavaş merdivenleri tırmandık.

Zamanımız az olduğundan istasyonla merdivenler arası patika bir yol olduğu halde yürümeyip, inerken yaptığımız gibi çıkarken de teleferikle tekrar seyir teraslarının da bulunduğu istasyona çıktık. İstasyon civarında buzulu izlemeye gelmiş ziyaretçilerden başka buzulda yürüyüş ve civardaki dağlara tırmanmak için gelmiş dağcıların sayısı da az değildi.

Kayanın içine oyulmuş küçük bir kapıdan çıkan insanları görene kadar, az daha bu bölgedeki dağlardan çıkarılan kristallerin sergilendiği minik bir müze olduğunu unutuyorduk. Küçük bir kapıdan girip, karanlık bir tünelde kaya içine oyularak sergilenen kristalleri inceleyip, başka bir kapıdan çıktık. Ayrıca Chamonix’teki en güzel zirvelerden bazılarının ve buzulun muhteşem manzaralarının izlenebildiği bir kafe ve restoran da mevcut burada.

Buzula ve sivri zirvelere son bir kez daha bakıp/fotoğraflayıp, taştan yapılmış tren istasyonu içindeki hediyelik eşya dükkanını da hızlıca gezip geldiğimiz kırmızı trenle Chamonix’e indik.

Daha sonra otobüs, teleferik ve Mont Blanc tırmanışçılarının yürüyüşe başladığı noktaya kadar dağ treni ile başka bir buzula doğru yola devam ettik.

Bir iklim göstergesi olan buzullar aynı zamanda gezegenin ve Dünya’daki yaşamın da hafızası. Eski fotoğraflardan ve işaretlerden buzulun ne kadar hızlı eridiğini görmek dehşet verici ve dünyaya ne kadar çok zarar verdiğimizin kanıtı…

Aşağıda solda buzulun, otelin, istasyonun eski fotoğrafları ve bizim çektiğimiz yeni fotoğrafları bulunmakta.

Chamonix, Fransa, Eylül 2019

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑