İnka İmparatorluğu, yarı efsanevi kurucu Manco Capac’tan 1532’de İspanyollara yenik düşmüş Atahualpa’ya dek toplam 13 imparatordan oluşan bir hanedanın hükmettiği, Kolomb öncesi Amerika’nın en büyük imparatorluğudur. And Dağları boyunca geniş bir bölgeye yayıldı. En parlak döneminde bir yandan bugünkü Kolombiya’dan Arjantin ve Şili’ye, diğer yandan Ekvador, Peru ve Bolivya’ya uzanıyordu. Başkenti bugünkü Peru’nun Cuzco kentiydi.
Cusco, İnka mitolojisinde “Güneşin Kutsal Kenti” olarak geçer ve İnka medeniyetinin doğduğu yer olarak kabul edilir. İnka mitolojisine göre Tanrıların çocukları olarak kabul edilen ilk İnka İmparatoru Manco Capac ve eşi Titicaca Gölü’ndeki iki ada da yeryüzüne indikten sonra, And Dağları arasındaki bu yere gelerek bu medeniyeti kurmuşlardır.
Bu efsanevi başkent bir zamanlar Ekvator’dan Şili’ye kadar uzanan İnka ülkesini saran yolların merkezinde yer alırdı. Bu büyük imparatorluğun gücünü sağlayan yol sisteminin birçok köprü, tünel ve taş döşeli etaplarla desteklenen ve yaklaşık 40.000 kilometreyi bulan bir ağdan oluştuğu bilinmektedir.
Farklı halkların ve dillerin birleşimi olmakla beraber İnkalar resmi dil olarak Quechua dilini benimsemişlerdi.
Machu Picchu, Peru’nun Cusco şehri yakınlarında bulunan ve günümüze kadar çok iyi korunarak gelmeyi başarmış efsanevi İnka antik kentidir. And Dağları’ndan doğan Urubamba Nehri derin vadisinin çevrelediği 2.360 m yükseklikte bir tepenin zirvesinde yer alır. 2007 yılında Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilmiştir.
Şehrin, İnka İmparatoru Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirildiği sanılmaktadır. İspanyol istilacılar 1500’lü yıllarda bu bölgeyi ele geçirmeye çalışırken sık dağlar arasındaki kayalık bir sırttaki sıra dışı konumu sayesinde saklanmayı başaran bu şehir, yüzyıllarca fark edilmemeyi başarmış ve bu sayede zarar görmemiştir.
1911 yılında bu bölgede başka bir antik şehri arayan Amerikalı bir tarihçi ve kaşif olan Hiram Bingham tarafından, bir yerli çocuğun yardımıyla tesadüfen bulundu. Keşfedilene kadar el değmemiş halde kaldığı için çok iyi korunmuş durumdadır. Machu Picchu karmaşık bir merdiven sistemiyle birbirine bağlanan taş yapılardan oluşur. Şehrin içindeki temel ulaşımı sağlayan ve binaları birbirine bağlayan 3000 basamak bugün hala iyi durumdadır.
Geleneksel bir şehirden daha çok özel bir amaç için inşa edildiği düşünülen bu kentin kuruluş amacı günümüzde hala tam olarak açıklanamamaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi kurulduğu yıllardaki adını bile bilmemize olanak tanımayan son derece iyi gizlenmiş bir geçmişi olmasıdır. Hakkında birçok sav öne sürülmekle birlikte hiç birisi kanıtlanamamıştır. Günümüzdeki adını eteğinde yer aldığı, Quechua dilinde “Eski Zirve” anlamına gelen dağdan almaktadır.
Hemen yanında Huayna Picchu veya Wayna Picchu (Genç zirve) isminde 2720 metre yüksekliğinde bir dağ bulunur. Huayna Picchu veya Wayna Picchu’ya tırmanmanın ödülü, İnka harabeleri ve Urubamba Vadisinin eşsiz manzarasıdır. Bu dağa giden patika yol Machu Picchu’dan bakılınca görünmeyen gizli bir geçit şeklindedir ve tırmanış yaklaşık bir saat sürer. Huayna Picchu’nun zirvesinden tüm Machu Picchu şehrini ve çevreyi 360 derece izlemek mümkündür.

Huayna Picchu veya Wayna Picchu (Genç zirve)’den Machu Picchu
Machu Picchu’daki binaların büyük bir çoğunluğu İnka mimarisinin tipik inşa metodu olan taş duvarcılığıyla inşa edilmiştir. Bu yöntemde yontularak düzeltilmiş taşlar blok halinde birbirlerine, aralarında harç olmadan birleştirilmişlerdir.



Machu Picchu Güney Amerika’nın en çok turist çeken yerlerinden biridir. Sezona göre günlük ziyaretçi sayısı sınırlı tutulur. Huayna Picchu’ya ise günlük ziyaretçi sayısı 400 kişi ile sınırlıdır.
İnka şehrinin çok zor geçit veren bir bölgede olması ve oraya giden bir yolun olmaması yüzünden, Cusco şehrinden Machu Picchu dağının eteklerinde bulunan Aguas Calientes köyüne (ki harabelere en rahat bu köyden ulaşmak mümkün) bir raylı sistem hattı inşa edilmiştir. Bu köyden sonra 8 km lik bir otobüs yolculuğu yapılmakla beraber bu mesafe yaya olarak da gidilebilir. Machu Picchu’ya ulaşmanın en güzel yolu İnka yolu’nu yürümektir.
İnka’lar bu büyük coğrafyada ulaşım ve dolayısıyla da iletişimi sağlayabilmek için, varolan yolları genişletip tüm ayrıntılarına kadar düşünülmüş, dikkatle planlanmış, tasarlanmış, inşa edilmiş, işaretlenmiş ve bakımı yapılmış 40.000 km uzunluğunda bir yol ağı kurmuşlardır. Ancak İnkalar tekerleği icat etmedikleri için bu yollar tamamen yürüyüş amaçlı olarak yapılmış yollardı. Bu yol sistemi, biri sahil boyunca, diğeri ise And Dağları içlerinde olmak üzere iki ana yoldan oluşmaktadır. Kısa mesafeli yollar ise bu iki ana yolun arasını bağlamak amacıyla inşa edilmiştir.
Bu yollar, İnka yöneticilerinin imparatorluğun değişik bölgelerine yaptığı ziyaretlerde kullanılmakla birlikte, hem yolların üzerindeki askeri amaçlı depolara eşya ve yiyecek gibi malzemeleri taşıyan lama kervanları tarafından, hem de imparatorluğun değişik bölgelerindeki isyanları bastırmak ya da savaşlara katılmak için bir yerden bir yere intikal eden askerler tarafından kullanılmaktaydılar. Aynı zamanda posta amaçlı olarak iletişimi sağlayan koşucular (ulaklar) tarafından da kullanılmaktaydılar. Sıradan insanların İnka yollarını kullanmaları için mutlaka resmi bir izin belgesine gereksinimleri vardı.
İnka orduları, savaş bölgesine en kısa sürede ulaşmak için bu yolları kullanırlardı ve yolların üstünde askerlerin yiyecek, içecek, giysi ve silah gereksinimlerini karşılamak için depolar inşa edilmişti.
Bu yol ağının en önemli kısmı ise yaklaşık 40 kilometrelik Inca Trail / İnka Yolu olarak anılan bölümü. İnca yolu Machu Picchu’da biten ve And dağları bölgesinde yapılan dünyanın en önemli yürüyüş yollarından biri. Güneş Kapısı’nda sonlandırmadan önce yol boyunca yerleşimler, tüneller ve birçok İnka harabesi yer almaktadır. Erozyona yol açan aşırı kullanıma engel olmak için Peru hükümeti sezonda bu patikayı yürüyecek kişi sayısına bir sınır koymaktadır. Bu nedenle önceden rezervasyon yapılması zorunludur. Her gün en fazla 500 kişinin girmesine izin verilmektedir ve bunların sadece 200’ü yürüyüşçüdür, geri kalanı rehberler, taşıyıcılar gibi çalışanlardır.
Yürüyüşçülerin normal olarak “Klasik İnka Yolu” nu tamamlamaları dört veya beş gün sürer, ancak iki günlük bir yürüyüş yapmak da mümkündür.
Yola zarar vermemek için metal uçlu trekking batonlarına izin verilmiyor, bu nedenle batonların uçlarına plastik başlıklar takılıyor.
Patika, sırtüstü bir kadına benzeyen “Ölü Kadın Geçidi” ne doğru yükselirken, biri bir bulut ormanı olan farklı habitatlardan geçer. Rotanın en yüksek noktası 4215 m deki bu geçittir.

Ölü Kadın Geçidi
Inca Trail, Haziran ve Ekim ayları arasında karla kaplı dağların yanı sıra yol boyunca karşılaşabileceğiniz büyüleyici İnka harabeleriyle dolu muhteşem And manzarasıyla ünlü. Yol Km 82’den yaklaşık 2.800 rakımda başlar.
4 günlük Inka Yolu Yürüyüşü bazen fiziksel olarak zorlayıcı olsa da kesinlikle buna değer. Biri 4200 m irtifalara kadar çıkan 3 geçidin geçildiği 40 km kadar bir yürüyüştür. Genelde dik ve yağışlı bir coğrafyadadır. Geceleri sıcaklılar 0 C ‘nin altına düşebilmektedir.
Lima’dan And dağlarının üstünden nefis dağ manzaraları eşliğinde uçarak neredeyse dağlara çarpacak şekilde İnka’ların başkenti Cusco’ya indik. Daha havaalanında And dağlarının güzel ezgilerini çalan bir müzik gurubu karşıladı bizi. Aslında buralarda hemen her yerde hem müzik yapıp hem de CD’lerini satmaya çalışan pek çok müzik gurubu var.
Cusco yaklaşık 3400 m yükseklikte ve deniz seviyesinden buraya gelmek biraz baş döndürüyor. Burada uzun süre durmamız yüksekliğe henüz alışkın olmadığımız için rahatsız olmamıza yol açabilir bu nedenle çok vakit kaybetmeden daha düşük irtifalardaki Kutsal Vadiye doğru yola çıkacağız ama Cusco’da bir festivale denk geldik. Yerel kıyafetleriyle dans eden insanlarla dolu, rengârenk ve cıvıl cıvıldı Cusco’nun kocaman meydanı. Türlü türlü yerel kıyafetlerle geçit törenleri, müzik ve konuşmalar vardı. Bu nedenle Cusco’dan çabuk ayrılamadık. And dağlarının ezgileriyle sokaklarda turladık ve daha sonra İnka yolu yürüyüşüne başlayacağımız yere yakın tipik bir Quecuha yerleşkesi olan Ollantaytambo’ya geldik.
Ollantaytambo
Yürüyüşe başlayacağımız noktada pasaport kontrolü yapıldı. Ayrıca kurallar çok kesin ve taşınacak eşyalarda asla belirtilen kiloyu aşmamak gerekiyor. Bundan sonra her gece farklı bir yerde çadırda konaklayacağız.





Vilcanota nehrinin karşı kıyısına geçip yukarıya doğru çıkan patikayı takip ederek yürüyüşe başlıyoruz. Yürüdükçe yol bizi eski zamanlardan kalma şehirlere, her adımda nefes kesen manzaralara, bulut ormanlarına götürüyor. Küçük bir köy olan Miskay’ı geçtikten sonra, İnka kalıntılarının olduğu Huillca Raccay tepeliği Cusichaca ( Mutlu Köprü ) Irmağı’nın üstünde. Burası Cusichaca Irmağı’na doğru kolay bir iniş. Buradaki patikanın bazı bölümlerinde Urubamba Dağları’nın ve karla kaplı tepesiyle Veronica Dağı’nın ( 5860 m ) muhteşem manzarası görülüyor.
Llactapata İnka kalıntılarının üzerinden manzara muhteşem. Llactapata ( 2750 m ) Quechua dilinde yukarı kasaba / köy anlamına gelir ve ilk kez 1911’de Machu Pichu’nun kaşifi Hiram Bingham tarafından keşfedilmiş. Bir zamanlar bu tarım yerleşkesi Machu Pichu’ya İnkaların temel besin maddesi olan mısırı sağlarmış. Bu yerleşim yeri bir zamanlar 100 den fazla bina, askerler ve işçiler için evler ve barınaklar ile 7 adet hamama sahip.
Irmağın sol yakasındaki 7 km lik bir etabı geçince Wayllabamba ( 3000 m ) Köyüne varıyoruz. Yerel dil olan Quechua dilinde Wayllabamba Otlak – otlu düzlük anlamına geliyor.
Ollantaytambo’yu gezip yürüyüşe geç başladığımızdan ilk kamp yerine hava karardığında ulaşıyoruz.


İkinci gün erkenden kalkıyoruz ve İnka yolundaki ilk kahvaltımızın ardından Wayllabamba’yı ardımızda bırakıp yola çıkıyoruz. Bugün yürüyüşümüzün en zor etabı bizi bekliyor. Llulluchayoc Irmağı’nın sol kıyısını bir saat kadar takip ederek Tres Piedras’a ( üç Taş ) ve Huayruro Irmağı üzerindeki küçük köprüye varıyoruz.
Irmak süslü bir ağaç olan Huayruro’dan ismini almıştır. Bu ağacın tohumları kırmızı ve siyahtır. Ollantaytambo bölgesinde birçok yük taşıyıcısı da giydikleri kırmızı siyah pançoları nedeniyle Huayruro olarak bilinirler. Biraz ilerledikten sonra bir şelaleden geçerken büyülü bir bulut ormanının içine giriyoruz.
Buralarda sürekli koka çayı içiliyor ve irtifadan kaynaklı yükseklik hastalığına iyi geliyor, hatta bana fazla iyi geldi. Her zaman görmeyi çok istediğim yerlerde olmamdan mı, değişik bir kültür ve ortam mı yoksa koka mı bilmiyorum ama sanki sonsuz bir enerjim vardı, hiç yorgunluk hissetmiyordum. Geriye dönüp baktığımda, şimdiye kadar gezdiğim gördüğüm yerlerden belki de kendimi en güçlü hissettiğim yer burası oldu.
Oldukça uzun ve dik çıkış ve inişlerin olduğu zorlayıcı bir gün. Ama enerjim hiç bitmiyor. Yollarda İnka’ların bıraktığı izleri, Andların manzaralarını izleyerek devam ediyoruz. Çeşitli bitkilerin ağaçların arasından İnka şehirlerini gezerek yürüyoruz.
3 saatlik dik ağaçlık alandaki yürüyüş bizi ağaç ve çayırların sınır çizgisi olan Llulluchapampa ( 3680 m ) ya ulaştırıyor. Ardından, 1,5 saat daha yürüyerek yolun ilk ve en yüksek geçidine ( 4200 m ) ulaşıyoruz (Abra de Huarmihuanusca veya ‘Ölü Kadın Geçidi’). Tüm yolun bu en zorlu sayılan bölümünü geçince oldukça dik ama rahat bir patikayı takip ederek alçalmaya başlıyoruz. Vadinin sol yanından vadi yatağına ve aynı zamanda 2. gecemizi geçireceğimiz 3600 m yüksekteki Pacamayo kampına doğru iniyoruz.








Üçüncü gün yürüyüşümüzün en uzun ama aynı zamanda en etkileyici günü. Yolumuz üzerinde birçok İnka kalıntısını ziyaret ediyoruz. İlk önce yaklaşık bir saatlik bir mesafedeki dairesel bir dizilime sahip, 3800 metredeki, Runkuracay kalıntılarına ulaşıp, ayaklarımızın altında uzanıp giden Pacamayo vadisini seyrediyoruz.
Ardından 45 dakikalık bir yürüyüş ile 4000 metredeki Abra de Runkuracay isimli ikinci geçide ulaşıyoruz. Bu yolun büyük bir kısmı hala orijinal halini koruyarak günümüze ulaşmış. Yürüyüşün bundan sonraki kısmı yer yer güzel manzaralarla dik uçurumlara bakan bentlerden geçiyor.
Taş yola varmak, ikinci geçitten sonraki 1 saatlik yürüyüş mesafesinde, harika taş işçiliği ile yapılmış basamakları bizi 3624 m yüksekteki Sayacmarca’ya ulaştıracak. Anlamı ise ulaşılamayan şehir. Karşılaştığımız kalıntıların konumu bu ismin anlamını anlatmaya kolayca yeter. Gerçek amacı günümüzde bilinmeyen bu kalıntıların üç tarafındaki keskin yamaçların oluşturduğu doğal engel ürkütücü.
Buradan sonra, sarkan yosunların, ağaçların ve çiçeklerin olduğu orkidelerle dolu muhteşem bir bulut ormanına ve bir İnka tüneline doğru iniliyor. Tünel yol üstünde kayaya oyulmuş. Ardından patikamız 3700 metredeki 3. geçide ulaşıyor. Bu geçitte bizi yolculuğumuzun en görkemli manzaralarından birisi bekliyor. Başta Veronica Dağı ( 5750 m ) ve buzullarla kaplı Salkantay ( 6180 m ) Dağı da olmak üzere beyaz takkeli yüce dağlardan oluşan harika manzaralar var.
Son geçidin birkaç dakika ötesi ise görülebilecek en etkileyici İnka kalıntılarının olduğu yer, Phuyupatamarca bizi bekliyor. Adı “bulutlardaki şehir” anlamına geliyor. Kalıntılara ulaşmak ise dik basamaklar boyunca su ile kutsanmak için kullanıldığı sanılan altı adet banyoyu / hamamı geçerek mümkün. Dikkatli bir şekilde binden fazla İnka basamağını inerek bu alandan ayrılıyoruz.
Bulut ormanı içerisindeki bir saatlik bir yürüyüş ardından son kamp yerindeyiz. Burası Machu Pichu’dan önceki son konaklama yerimiz.
Restoran, içecekler hatta soğuk bira, sıcak duş ve tuvalet olanağı gibi özlenen lüksler burada var. Fakat burası oldukça kalabalık ve gürültülü.
Bu dağ evinin güney ucundan devam eden kısa patikayla Winay Wayna kalıntılarına ulaşılıyor. Hep genç manasına gelen ismini burada açan pembe orkidelerden almış. Kalıntılar etkileyici yerlere konumlandırılmış muhteşem tarım teraslarını içeriyor. Ayrıca işçiliğine hayran bırakan taş binalar ve 10 kadar banyo / hamam içeriyor. Bunlardan anlaşıldığı kadarıyla burası muhtemelen dini bir bölgeymiş. Machu Pichu yolundaki hacılar için son arınma temizlenme yeri olduğu düşünülüyor.















Son gün çok erkenden gün doğmadan kalkıyoruz. Bunun çok önemli bir nedeni var. Gün doğmadan Machu Picchu’ya doğru yola koyulacağız. Günün ilk ışıkları altında bulutların arasında yükselen görkemli Machu Picchu manzarası bizi bekliyor…
Az ilerde kontrol noktası var. 5:30 da açılıyor ve insanlar büyük bir heyecanla kapıda sıraya giriyor. Kapıdan geçince herkesle birlikte bizde hızla güneş kapısına doğru ilerliyoruz. Machu Picchu bir mıknatıs gibi kendine çekiyor, neredeyse koşar adımlarla devam ediyorum.
Kısa bir patikadan sonra, anlamı Güneş Kapısı olan Inti Punku geçidine çıkan 50 basamaklı merdiveni çıkıyoruz. Basamakların bir kısmı çok yüksek, tırmanmak için bazen elleri de kullanmak gerekiyor. Bu kutsal kapıdan Machu Pichu’nun üstündeki sisin dağılışını, günün ilk ışıkları ile yıkanışını seyretmenin tadı unutulmaz…
Buradan Machu Pichu’ya kadar olan son yürüyüş etabı yaklaşık 40 dakikada sürüyor. Birçok insanın rüyalarını süsleyen bu antik kentin seyir noktasına vardığımızda manzaranın tadını çıkarıyoruz ve bol bol fotoğraf çekiyoruz.
Machu Pichu’yu gezdikten sonra Wayna Picchu’ya izin verilen sayının son kişileri olarak çıkıyoruz. Dört gündür yürümenin verdiği rahatlıkla dik basamaklardan kolayca tırmanıyoruz, Kayaya tutunmak için halatlar bağlamışlar. Burada da kayaya oyulmuş bir tünel var. Yukarı çıktığımızda Machu Picchu’ya başka bir açıdan tepeden bakınca “X” şeklinde göründüğünü farkediyoruz. Akşama kadar gezdikten sonra akşam otobüsle Aguas Calientes iniyoruz. Oradan trenle Ollanyntambo ve ardından Cusco.

Inti Punku (Güneş Kapısı)
















Machu Picchu
Dünyanın en ünlü tarihi miraslarından birisi olan Machu Picchu’ya bir zamanlar toplam uzunluğu 40.000 kilometreyi bulan İnka yürüyüş yollarının bir kolunu izleyerek, yüksek dağ geçitlerini aşıp 4 günlük bir yürüyüşten sonra gün doğumunda, İnti Punku’dan (Güneş Kapısı) girmek, günün ilk ışıkları altında bulutların arasında yükselen görkemli antik şehri görmek, doyasıya gezmek muhteşem…




Wayna Picchu’dan Machu Picchu manzarası X şeklinde
Çok sevdiğim Şilili müzik gurubu Inti-Illimani’den “El Condor Pasa” eşliğinde İnka yolu ve Machu Picchu anıları…

Yorum bırakın