Everest Ana Kamp Yürüyüşü 1. Gün : Lukla- Phakding (4 Mayıs 2008)

Korona günlerinde, gelecek günlerin belirsizliği içinde evde otururken, özgürce dağlarda dolaştığımız, yeni yerler, kültürler ve hatta kendimizi keşfettiğimiz eski güzel günleri hatırlamak bizi gülümsetiyor. Evde geçen karantina günleri de bize kendimiz, insanlık, yaşadığımız gezegen, doğa ve hayat hakkında pek çok şey öğretiyor.    

Nepal yazımda bu seyahatin asıl amacının Everest Ana Kamp yürüyüşü olduğunu söylemiştim. Aslında yıllardır pek çok kez bu seyahatle ilgili fotoğraflar, videolar paylaştım. Ama bu öyle büyülü bir yolculuk ki, anlatmakla bitmez. Bugün de bu yolculuğun yıl dönümü, Lukla’ya uçuşumuz ve yürüyüşe başlayışımız 12 yıl önce tam bugünmüş (4 Mayıs 2008). Bugünden itibaren gün gün bu yolculuğu anlatacağım. Bu yolculukta bir çok insanla yollarımız kesişti, yeni dostlarımız oldu. Birlikte yürüdüğümüz, sonrasında da dostluğumuzun hep devam ettiği pek çok arkadaşımız oldu. Hatta başka nedenlerle oralarda bulunan ve tesadüfen tanıştığımız, birlikte oturup saatlerce sohbet ettiğimiz güzel insanlarla karşılaştık. Yürüyüş boyunca bize eşlik eden Sherpa’lar ve yolda, yemek yediğimiz ve konakladığımız yerlerdeki yerel insanlarla da tanışma ve sohbet etme imkanı sağladı bu seyahat.     

Yolculuk öncesinde birkaç trekking ve Dedegöl dağı çıkışı dışında uzun dağ yürüyüşü tecrübesi yaşamamıştık ve yüksek irtifa deneyimimiz olmamıştı. Gitmeden bir hafta önce Erciyes’e gittik ve bir gece dağda yattık. Doğrusu ne kadar dayanırız, ne olur bilemiyorduk ama dağların ve bambaşka bir kültürün, coğrafyanın çağrısı da karşı konulmazdı. Belki size saçma, anlamsız gelecek ama kalbimiz heyecandan küt küt çarpıyordu. Bu yolculukla ilgili ne bulduysak okuduk, izledik.

Yaklaşık iki hafta sürecek bu yürüyüşte teknik bir zorluk olmamasına rağmen en dikkat etmemiz gereken ve bizleri en çok zorlayacak kısım yükseklik ile gelişen fiziksel ve psikolojik değişikliklerdir. Yüksek irtifadan kaynaklı akut dağ hastalığı yaşanabilir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle 2500 m üzerinde görülür. Baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, bitkinlik gibi belirtileri olan, akciğer ve beyin ödemi ile ölüme kadar gidebilen bir durum.

Vücudun yüksek irtifaya uyum sürecine Aklimatizasyon denir. İrtifa ile birlikte azalan oksijen, metabolizmamızın buna uyum sağlama çabasına, acele etmeden, yavaş yükselerek, yeterince beslenip özellikle çok sıvı alarak ve moralimizi hep yüksek tutmaya çalışarak destek olmalıyız, ayrıca bazı ilaçlarda bunun için (diazomid gibi) faydalı. Biz tedbir olarak yanımıza aspirin, multivitamin, antibiyotik, diazomid gibi ilaçlar aldık. Fakat ikimizde de bu yolculuk ve daha sonra yaptığımız yüksek irtifa yürüyüşleri ve dağ çıkışlarında hastalık belirtileri olmadı. Bence aklimatizasyon için en önemli şey moral.  Tabii öncesinde spor yapmış olmak da önemli. Çalışan insanlar olarak günlük hayatımız şehirde, ev iş arasında geçiyor ve fazla hareket edecek zamanımız, fırsatımız olmuyor. Bu nedenle gitmeden önce bir süre 14. Katta bulunan iş yerime inip çıkmak için asansör yerine merdivenleri kullandım.  

Everest Ana Kamp yürüyüşü dünyada en çok ilgi çeken, Himalayaların görkemli dağlarının manzarası, vadileri, nehirleri, her an kopacakmış gibi duran asma köprüleri, “Namaste” diye selamlayan sımsıcak güler yüzlü minicik fakat bu sert iklim ve koşullarda yaşamını sürdüren mütevazi insanların; Sherpa’ların dağ köylerinden geçen, yaklaşık iki hafta süren, alışkın olduğunuz tüm konfordan uzakta, kendinizi bulduğunuz bir çeşit hac yolculuğu.

Dünyayla karayolu bağlantısı olmayan, sadece yürüyerek ulaşılabilen bu bölgede Himalaya kültürlerini yakından tanımak, heyecan verici manzaralar eşliğinde dağların arasında yürümek ve dünyanın en yüksek dağlarının karşısında durmanın büyüsü kelimelerle tarif edilemez.

Everest Ana Kamp yürüyüşünün başlangıç noktası  Lukla ve günlerce sürecek otobüs ve yürüyüş seçeneğinin dışında buraya direk ulaşmanın tek yolu da uçakla Katmandu’dan Lukla’daki dünyanın en tehlikeli havaalanları arasında yer alan Tenzing–Hillary Havaalanına inmek.

Uçuş mesafesi kısa olmasına rağmen, rüzgarlar, bulutlar ve değişen görüş mesafesi genellikle uçuşların ertelenebileceği veya havalimanının kapatılabileceği anlamına gelir. Havaalanı 1964 yılında inşa edilmiş, yalnızca helikopterler ve küçük uçaklarla erişilebilir. Pist 527 m  × 30 m’dir  ve 11,7%’lik bir eğime sahip. Havaalanı, yolcu uçuşları için olduğu kadar,  Lukla’ya ve Lukla’nın kuzeyindeki diğer kasaba ve köylere malzeme taşımak için de kullanılıyor, çünkü bu bölgeye yol yok.

Pistin kuzey ucunun hemen ötesinde yüksek bir arazi ve pistin güney ucunda aşağıdaki vadiye doğru uçurum var.

Katmandu’dan kalkan küçük pır pır uçağa binerken hostes elinde bir tepsi ile bizi karşıladı. Tepside şeker ve beyaz top top birşeyler vardı. Ne olduğunu anlamadan bunlardan aldık ve iki pilotun arkasında iki sıra şeklinde tekli koltuklara yerleştik. Hostesin dağıttığı şeylere bakınca beyaz topların pamuk olduğunu anladık fakat pamukların ne işe yarayacağı konusunda uçakta tartışırken, neyse ki hostes kulaklarını işaret ederek konuya açıklık getirdi. Uçakta ses izalasyonu falan olmadığı için basınç ve gürültüye karşı pamuk kullanılıyormuş !!!  Sonra dağ manzaraları eşliğinde yaklaşık 35-40 dakikalık yolculukla Lukla’ya geldik.

Havaalanına uçak resmen konuyor, kısacık ve yokuş olan pistte durmaya çalışıyor, dönüşte de aşağı doğru iniyor ve uçuruma düşmeden havalanıyor. Havaalanında uçaktan indiğinizde sıcacık güneşli Katmandu’dan sonra serin bir dağ havası karşılıyor. Kapıda iş için bekleyen birçok dağ emekçisi var, neredeyse kendileri kadar yükleri taşıyan ufak tefek insanlar. Bundan sonra tekerlekli herhangi bir ulaşım aracı yok, günlerce sürecek yürüyüş var. Herşey bu yüksek irtifada insan gücü ve yaklarla (Tibet öküzü) taşınıyor. 

Lukla (2804) çok hareketli, yürüyüş için gelenler gidenler, taşıyıcılar, rehberler, iş için bekleyenler… Burada çay içip yola çıktık ve ilk gece konaklayacağımız Phakding (2604)’e geldik.

Yol boyunca coşan nehirlerin aktığı vadilerden çelik halatlarla yapılmış köprülerden  hop hop hoplayarak geçtik. Geçerken gördüğümüz insanlara “Namaste” dedik, yük taşıyanlara yol verdik, üzerinde dualar yazan taşların yanından saat yönünde geçmeye çalışarak yürüdük.

Konaklama yerlerini kadınlar yönetiyor. Odalarda uyku tulumumuzu üzerine atıp yatacağımız üzerinde ince eski bir süngeri olan yataklar var.  Ortak kullanılan alandaki sobadan başka, herhangi bir ısıtması olmayan küçük odalarda kalıyoruz, uyku tulumumuzda uyuyoruz ve genellikle makarna, bulgur, patates gibi şeyler yiyoruz. Bol bol çay içiyoruz ve tabii çapati denilen bazlama benzeri bir ekmek yiyoruz devamlı.   

Himalayalar‘ ın sert doğa şartlarına uyum sağlamış, Nepal halklarından biri olan ve 500 yıl önce Tibet’ten göç ettikleri düşünülen Sherpa’ların  desteği ile sayılı insanın görebildiği, dünyanın en zor doğa koşullarına sahip bölgelerinden biri olan Sagarmatha Milli Parkındaki  yolculukta binlerce yürüyüşçü ve dağcı tekerleğin olmadığı, inişli çıkışlı bu  patikalardan geçer. Dünyanın en yüksek dağı olan Everest dağının zirvesine ulaşmak isteyen dağcıların kullandığı iki aya yakın bir zaman geçirdikleri ana kampa da bu yoldan gidilir.

İlk kez 1953 yılında zirvesine çıkılan Dünyanın çatısı Everest, yıllardır birçok farklı milletten binlerce dağcıyı ağırlıyor. Ancak Everest Dağı’nda bulunanlar yalnızca buraya gelen dağcılar değil, Himalayalar’da yaşayan Şerpa halkı dağcıların tırmanışını daha rahat ve güvenli yapabilmesi adına, belirledikleri rotalara onlardan önce gidip, yüklerini taşıyor, yemeklerini hazırlıyor, çadırlarını kuruyorlar, onlarla birlikte tırmanıyorlar, gerekirse zor durumda kalan dağcıları (müşterilerini)  sırtlarında taşıyarak kurtarıyorlar. Bizim gibi bu coğrafyayı görmeye gelmiş yürüyüşçülerin yüklerini taşıyorlar, rehberlik ediyorlar.

1953’de Everest Zirvesine ilk çıkan kişi Sir Edmund Hillary olarak bilinmekle birlikte onunla birlikte zirveye ayak basan Tenzing Norgay gibi  Sherpa’lardan pek söz edilmemektedir. Tenzing Norgay, Yeni Zelanda’lı kâşif Edmund Hillary’le birlikte dünyanın en yüksek dağı olan Everest’in doruğuna (8.848 m), 29 Mayıs 1953’te ilk kez ayak basan Şerpa dağcıdır.

Himalayalar,  dünyanın 7000’lik ve 8000’lik zirveleri, en büyük buzulları ve bu buzulların beslediği Ganj Nehri gibi yaşamın devamını sağlayan nehirlere, endemik bitki ve doğal yaşamı ile dünyanın en önemli ekolojik sistemlerinde birine ev sahipliği yapar.

Daha sonra Youtube kanalımızda gezinin vidolarını paylaşacağım,

https://www.youtube.com/channel/UCWTXPw7xt1dvyVSJu6CLKOA

Bu muhteşem yürüyüşün ilk gününde bazı fotoğraflar;

Katmandu’dan Lukla’ya gelen uçaklar;
Dünyanın en tehlikeli havalalanlarından biri olan Lukla havalanına inen uçakların özel eğitimli pilotları

Pilotların arkasına dizildik
Uçaktaki ikramlar; şeker ve kulak tıkacı olan pamuk topları



Lukla



Lukla’dan insan manzaraları

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑