Everest Ana Kamp Yürüyüşü 5. Gün: Thengboche’den ( 3860 m ) – Dingboche’ye (4410 m) (8 Mayıs 2008)

Ormanın içindeki yeşil bir düzlükte bulunan Thengboche’de sabah uyandığımızda, bulutlar açmış, pırıl pırıl bir hava vardı ve Everest dahil meşhur 8000’liklerin ve 6856 metrelik Ama Dablam’ın verdiği görsel ziyafet muhteşemdi. Açık, bulutsuz masmavi gökyüzü altındaki başı dumanlı yüce dağların zirveleri ve renkli manastırın görüntülerini izlemek büyüleyiciydi. Bu manzarayı doya doya izledik, daha sonra Everest bize yüzünü bu kadar göstermeyecek.

Thengboche’den ayrılıp Dingboche’ye doğru yola çıktık. Himalayaların ormanlık, güllük, yeşillik yerlerinden yavaş yavaş ayrılıp artık yüksek dağ coğrafyasına geçiyoruz. 4000 metrelerin üstüne çıkıyoruz, buzullara doğru yol alıyoruz. Yolda geçtiğimiz köylerde tıkır tıkır tatlı bir melodi gibi taş kırarak ev yapanları görüyoruz. Kuru mevsim olan bu kısa dönemde dağların zirvelerine çıkmak gibi, inşaat yapmak için de en uygun zaman. Nehrin solundan yola devam ederken Ama Dablam o kadar yakın ki, gölgesinde yürüyoruz ve bir gözümüz sürekli Ama Dablam’da.  Öğle yemeğimizi Pangboche’de yiyoruz.

Yükseklik iyice kendini hissettiriyor. Gurupta hem yükseklikten hem de yediklerinden dolayı hasta olup yorgun düşenler var, ama herkes burada olmaktan çok mutlu ve bu mutluluğun verdiği bir kuvvet var. Gerçekten çok hasta olmasına rağmen kimse geri dönmedi ya da yürüyüşü bırakmadı. Şimdiye kadar hasta olmadık ancak varışta oldukça yorgun hissettik. Yükseldikçe adımlarımız iyice yavaşlayacak, bazen bir adım gitmek bir yudum su içmek bile zor gelecek.

Everest yolu üzerindeki tarım yapılabilen (patates) son yerleşim yeri olan Dingboche’de diğer köyler gibi, bir stupası olan, dağcı ve yürüyüşçülerin yolu üzerinde olduğundan konaklama ve restoran hizmeti veren Lodge’larla dolu.Yükseğe uyum için burada da iki gece kalacağız ve ertesi gün 4800 metre civarında Nangkar Tshang tepesine bir aklimatizasyon tırmanışı yapacağız.

Ankara’daki tek düze şehir hayatından kalkıp nerelere geldik, neler yaşıyoruz, tek düşüncemiz, yeterince su içmek, mümkün olduğunca beslenmek, az temiz bir tuvalet bulabilmek (en azından bir taş arkası) ve yürümek, yürümek, yürümek. Bu yolculuğun en güzel hediyelerinden biri de ömür boyu sürecek dostlar kazanmak. Meğer ne kadar dayanıklıymışız, meğer ne kadar az şeye ihtiyacımız varmış, meğer ne kadar boş işlerle hayatımızı dolduruyormuşuz, meğer ne gereksiz şeylere kızıp üzülüyormuşuz.   Korona günlerinde eve hapsolmuş, otururken, günler geçmezken ne güzel bunları hatırlamak.

Bu muhteşem yürüyüşün beşinci gününde yakaladığımız bazı anlar;

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑