Everest Ana Kamp Yürüyüşü 11. Gün: Namche Bazaar’dan (3444 m) Lukla’ya (2804) ve 12. gün Katmandu’ya dönüş (14-15 Mayıs 2008)

Günlerce süren yürüyüşte, Himalayaların görkemli dağlarının manzarasını, vadileri, nehirleri, asma köprüleri, Sherpa’ların dağ köylerini geçtik. Alışkın olduğumuz tüm konfordan uzakta, kendimizi bulduğumuz bu yolculuğun son günündeyiz ve bugün yine iki günde geldiğimiz yolu bir günde yürüyerek, başladığımız yere geri dönüyoruz. Birgün önce kendini çok az gösteren Everest’i son kez gördüğümüzü sanırken, henüz yola çıkmış ve orman içinden aşağı doğru yürürken, ağaçların arasından uzaklardan bir kez daha kendini gösteriyor. Üstelik bu sefer ne bulutların arkasına gizleniyor ne de buluttan şapka takmış. Bu daracık açıklıktan birkaç fotoğraf çekip yola devam ediyoruz, bir kaç adım sonra bir daha Ana Tanrıçayı göremeyeceğiz. Artık 3000 metrelerin altına indik, Milli park girişini de geçtik, zor koşullar bitti. Bundan sonra sakin ve kolay bir yürüyüşle bu bölgede yola devam ederken, bahçelerinde uğraşan köylüleri, hayatın günlük akışı içinde okuluna giden çocukları, evinin önünde sohbet eden insanları “Nameste” diye selamlayarak yürüyoruz. İlk gece konakladığımız Phakding’i de geçip, bu gece buralarda son kez konaklayacağımız Lukla’ya varıyoruz.

Lukla’ya vardığımızda burada değişik bir hareketlilik olduğunu fark ettik ve dinlenmeden etrafı gezmeye başladık. Yanılmamışız bir festival varmış ama ne ile ilgili olduğunu anlayamadık. İnsanlar toplanmış, çadırlar kurulmuş, yemek yiyip bolca içki içiyorlardı. Kimsenin de kimseye aldırdığı yoktu, bizde kalabalığa karışıp ortalıkta dolaştık, fotoğraf çektik, insanlarla konuşmaya çalıştık ama sanırım turizmle ilgili çalışmıyorlar ki ortak dil bulamadığımızdan pek anlaşamadık.

Yarın Lukla’daki dünyanın en tehlikeli havaalanları arasında yer alan Tenzing–Hillary Havaalanından pır pır uçaklarla Katmandu’ya döneceğiz.

Sabah erken kalkıp uçuşun olup olmayacağı haberini beklerken, uçuşların başladığı haberini alınca hızlıca havaalanına yürüdük. Bu ilginç havaalanında bir süre konan ve düşmek üzereyken havalanan uçakları izledik. Hızlı bir şekilde yolcuları arayıp uçağa bindiriyorlar, çünkü her an hava kapanabilir ve uçuşlar durabilir. Uçağa biniyoruz ve bu sefer aşağı doğru hızlanan uçağın içinde heyecanla dışarıyı seyrediyoruz, pist bitti mi bitmedi mi, düşecek miyiz, uçacak mıyız derken kendimizi havada buluyoruz. Dönüşte boğazım biraz kötüydü ve hostesin verdiği pamukları da kullanmayınca, bir süre kulaklarım tıkalı kaldı. Sonrası Katmandu, otel ve günler sonra özlenen banyo imkânı. Yıkanıp bir süre dinlendikten sonra hemen kendimizi güzel bir yemek yemek üzere dışarı atıyoruz. Ancak gurup arkadaşlarımız tanınmayacak durumda, herkesin eli yüzü açılmış, erkekler günlerdir uzayan sakallarını kesmişler, kızların saçları ışıl ışıl parlıyor, ince yazlık kıyafetlere geçince pek çoğunun çok zayıfladığı ortaya çıkmış. O kadar dağdaki halimize alışmışız ki görüntümüz çok garip geliyor. Bundan sonra üç gün Katmandu,  Bhaktapur ve Patan, tarihi meydanlarını ve Pashupatinath, Boudhanath, Swayambhunath tapınaklarını keşfedeceğiz.

Hayatımız boyunca unutamayacağımız, çok güzel şeyler gördük yaşadık. Bunun için birlikte bu yolculuğu yaptığımız arkadaşlara, bu seyahate çıkmamıza vesile olan ve sorunsuz bitirmemize destek olan rehberlerimize ve hep yanımızda olan, bilgi ve tecrübelerini her zaman bizimle paylaşan sherpa’lara, yüklerimizi taşıyan taşıyıcılara, yolda “Nameste” diye selamlayan güler yüzlü nazik insanlara, dağlara, doğaya sonsuz teşekkürler… 

Bu bizim yolculuğumuzun hikayesiydi…

Ursula K. Le Guin’in “Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak” kitabındaki şiirinde dediği gibi “Seyyahlar kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil.”

Son olarak bu güzel şiirle bitirelim…

Zirve

Kaç yıl sürer tırmanmak bu dağa?

Kırk. Esmer, kısa boylu, cesur
ve kaypaktır burada kılavuzlar.
Asla rüşvet almazlar.

Kuzey yamacından mı
Çıksak yoksa?

Çatılıyor kaşlar,
Siz söyleyin öyleyse. Gezginler
Kendi yolculuklarını anlatır, sizinkini değil.
Basacak sağlam yerler uzun dayanmaz buzda.
Okuyun kayaları, onların sözcükleri dayanır acıya.

Ve zirveye varınca dur.
Çünkü zirve budur.
Buradan görebilirsiniz
Diyorlar şehri
Bilmiyorum.
Aşağı bakarsın. Garip gelir
Yukarı bakmamak. Zordur
Ne gördüğünü anlamak.
Bazıları der orada bir şehir var, bazıları
der uzak sıradağlar. Kılavuzlar döner geri.
Sırtla çantanı, giy kabanını.
Buradan aşağı ne bir iz var,
ne amaç, ne yol ne de kızaklar.
Belki vardır akşamın sonsuz yokuşunun altında,
altın sislerin ardında uzaklar,
bir hareket, bir ışıltı, dağlar,
burçlar, başka diyarlar, uzaklar, uzaklar.
Değişti kayaların dili.
Eskiden anlardım ne dediklerini

Kaç yıl sürer bu iniş?

Ursula K. Le Guin

Bu muhteşem yürüyüşün onbirinci gününde yakaladığımız bazı anlar;

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑