Mısır Seyahati: Kahire’de bir gün Aralık 2012

Aralık 2012’de Kızıldeniz kıyısındaki Hurgada’dan başlayıp, Nil nehri boyunca Luksor, Asvan, en güneyde Sudan sınırına yakın Abu Simbel, en kuzeydeki İskenderiye’yi gezip, son olarak başkent Kahire ve tekrar Hurgada’dan döndüğümüz, unutulmaz iki hafta geçirdiğimiz Mısır seyahatinde bir günümüzü Kahire müzesine ayırmıştık. İskenderiye’den trenle geldiğimiz Kahire’de beş günümüzü geçirdik. Her zaman çok ilgimizi çeken zengin Mısır tarihini doya doya yaşamak ve hissetmek için, müzeye, Giza piramitlerine ve şehrin İslami Kahire denilen kısmına birer tam gün ayırmıştık.


Kahire, o kadar büyük, karışık bir şehir ki, önce şehir içinde bir hostelde kalmaya karar vermişken, keşmekeşten biraz uzaklaşmaya ve Nil nehri üzerindeki, birçok elçiliğinde bulunduğu, sakin adalardan Gezira adasında bulunan eski, küçük ama güvenli bir otelde kalmaya karar veriyoruz.
Kahire Mısır Müzesi, Antik Mısır uygarlığının en görkemli koleksiyonunu barındıran arkeoloji müzesi. Müzenin, önemli bir miktarı gösterimde olmak üzere, toplam 120.000 adet eser bulunmakta. Dünyanın belki de tüm önemli müzelerinde ve şehirlerinde Mısır medeniyetine ait pek çok eser bulunmakta. Hatta müzelerde sadece Mısır’a ait eserlerin sergilendiği ayrı bölümler bile var. Onları görünce insan Mısır’da acaba bir şey kalmamış mı diye düşünmeden edemiyor. Ancak o kadar çok eser var ki, bu kocaman müzeye sığmamış, pek çok şey depolanmış ya da üst üste sıkışık bir şekilde sergilenmiş. Her geçen gün de yeni eserler bulunuyor, keşfediliyor.

Bu eski müze yerine Giza yakınlarında çok daha büyük yeni modern bir müze inşa ediliyor. 2020 yılı itibariyle Büyük Mısır Müzesi’nin açılışı için Kahire kent merkezinde bulunan eski müzeden çok sayıda eser yeni müzenin koruma merkezine naklediliyor. 2021 de açılması planlanan Büyük Mısır Müzesi Afrika kıtasında tek bir medeniyete adanan en büyük müze. İlk olarak 1992’de ilan edilen Giza Piramitleri yakınındaki devasa müze yaklaşık 100.000 Mısır eserine ev sahipliği yapacak. 1922 yılında keşfedilen Tutankhamon hazinelerinin tamamı ilk kez burada bir arada görülebilecek.

Sabah erken saatlerde, açılır açılmaz heyecanla geldiğimiz müzeden, Mısır medeniyeti, hazineleri ve mumyalardan başımız dönmüş şekilde akşamüstü çıkıyoruz. Tutankamon’un mezarından çıkan eşyalar müzenin en kıymetli hazinelerinden. Bunlardan eski Mısır denilince piramitlerden sonra ilk akla gelen Tutankamon’un altın maskesi ise müzenin en değerli eserdir. Peki kimdir bu Tutankamon; devasa piramitleri yaptıran firavunlar, çok uzun yıllar Mısır’ı yönetmiş firavunlar, örneğin 66 yıl hükmetmiş II. Ramses varken, 18 yaşında ölmüş olan Tutankamon’un önemi nereden gelmektedir? Ölümden sonra hayata inanan Mısırlılar, hayattayken kullandıkları eşyaları ve hazineleri ile birlikte mezarlarına konulmuşlar. Önceleri Kahire yakınlarındaki piramitlere daha sonra Luksor’daki Krallar ve Kraliçeler vadilerindeki mezarlara hazineleri ve eşyalarıyla birlikte gömülmüşler. Fakat labirent ve tuzaklarla korunmasına rağmen piramitlerdeki mezarlar da dahil bunların hepsi mezar hırsızları tarafından bulunmuş ve soyulmuş. Ancak çocuk yaşta ölen Tutankamon’un mezarı 1922 yılında arkeologlar tarafından açılmamış/soyulmamış/talan edilmemiş olarak bulunmuştur. Çocuk firavun Tutankamon’ un mezarından çıkan değerli hazineleri ve eşyaları (arabası, yatağı, sandalyeleri, sandaletleri vb…) görünce, soyulan diğer firavun mezarlarında neler olabileceğini hayal bile edemiyor insan. Hele hele 66 yıl hüküm sürmüş güçlü firavun II. Ramses’in mezarında kim bilir neler vardı. Müzede eşyalarını ve maskesini gördüğümüz Tutankamon’un bozulmamış mumyasını ise Luksor’daki Krallar Vadisi’nde bulunan mezarını gezdiğimizde görmüştük, şans eseri o dönem mumyası mezarında sergileniyordu.

Yüzük, küpe gibi ziynet eşyalarından, devasa heykellere, değerli taşlarla süslenmiş ahşaptan yapılmış kat kat tabutlara, lahitlere, mumyalara, mumyalama sırasında çıkarılan organların konulduğu dekoratif kaplara değin binlerce objenin bulunduğu bu dev müzeden ancak kapanırken çıkabildik.

O günlerde mezarlarda, piramitlerde, müzelerde fotoğraf çekmeye izin vermiyorlardı. Bu nedenle gördüklerimiz bize kaldı, müzenin içindekilerinin fotoğrafını çekemedik.

Müzenin hemen yakını Tahrir Meydanı. O günler de Arap baharı yaşanıyordu, protestolar, yürüyüşler, eylemler devam ediyordu ve Mısır’ın kalbi Tahrir meydanında atıyordu. Her şey belirsiz ve sanki bizden başka sokaklarda dolaşan yabancı yok gibi. Uzun boylu, esmer, iri Mısırlıların arasında kaynayacak tipimizde yok, her halimizle yabancı olduğumuz belli, ama isimlerimizin Arapça olması, Türkiyeli olmamız, konuştuğumuz herkesin hoşuna gidiyor. Böyle bir dönemde Mısır da gezen bu iki yabancı hemen her yerde fark ediliyor.

Neyse, bizde iki haftadır tapınaklarını, piramitlerini, mezarlarını, müzelerini, sokaklarını, çarşılarını gezdiğimiz, kendimizi iyice kaptırdığımız bu firavunların ülkesinde, yeni bir tarihin yazıldığı Tahrir meydanına da şöyle bir bakmaktan kendimizi alamıyoruz. Meydanın girişinde kalabalık arasına karışırken bir anda kocaman sopalarla birileri kavga etmeye başlıyor. Zaten gergin olan ortam iyice geriliyor, bu durumda kaçmaktan başka çare yok. El ele tüm gücümüzle koşuyoruz. Harb meydanına geliyoruz, burası sakin. Burada 1908’de açılmış ve önemli düşünür ve devlet adamlarının uğrak yeri olmuş Café Riche’e giriyoruz. Bir şeyler atıştırıp, Mısır’ın güzel birası Stella’mızı yudumlarken az önce yaşadığımız heyecan yerini tatlı bir huzura bırakıyor. Gezmek böyle bir şey galiba, anı yaşamak, ortama hızla uyum sağlamak, korkuları yenmek.

Müzenin girişinden, Tahrir Meydanından, Harb meydanından fotoğraflayabildiğimiz anlar;

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑