2019 Eylül’ünde macera, keşif ve keyif dolu bir yolculuk için yönümüzü yine dağlara, Alplere çevirmiştik. Ayaklarımız, bacaklarımız yorgunluktan isyan etmiş fakat iki hafta boyunca muhteşem dağ, göl, buzul manzaraları eşliğinde, güzelim patikalarda Heidi gibi koşturup (gerçi onun çok acıklı bir hikâyesi var ama…Verdingkinder), dağların göllerdeki yansımasında kaybolup, derelerden su içip, tertemiz havayı ciğerlerimize doldurmuştuk. Bu seyahatte yolumuz güzel şehirlerden, kasabalardan ve köylerden de geçmiş, 1810’dan beri 2020 hariç her yıl düzenlenen bira festivalinde biralarımızı yudumlayarak sonlandırmıştık. Yine günler yetmemiş, gezilecek görülecek yapılacak çok şey kalmışken, kim bilir belki bir gün yine geliriz diyerek dönmüştük.
Yolculuğumuz İsviçre’nin Cenevre şehrinden başlamıştı ve burada hiç oyalanmadan doğruca Fransa’ya geçip, Alpler’in en yüksek dağı Mont Blanc’ın eteklerindeki dağcılığın doğduğu Chamonix’de dağlar ve buzullar içinde birkaç gün geçirmiştik, oradan tekrar İsviçre’ye dönüp, Leman gölünün kuzeyini takip ederek Cenevre ve Lozan şehirlerini gezmiş, yine günler yetmediğinden yolumuz üzerindeki Montrö’yü atlayıp devasa sivri zirvesi ile Alpler’in en gösterişli ve en son çıkılan dağı Matterhorn’un gölgesindeki Zermatt’a, oradan Thunersee gölü kıyısındaki üzüm bağları içindeki Spiez’i, Thun’u gezmiştik, Eiger dağının dibine kadar çıkıp, Eiger, Mönch ve Jungfrau’nun çarpıcı manzaraları eşliğinde yürümüştük. Yine zaman darlığından yolumuz üzerindeki Bern’de duraklamayıp trenle Zürih’e geçmiştik. Buradan tam da denk geldiğinden Oktoberfest için seyahatimizin son durağı Münih’e devam etmiştik. Yine bir günümüz daha olsaydı Münih’e geçerken yolumuzu az değiştirerek Avrupa’nın minik ülkelerinden Lihtenştayn’ı da gezebilirdik.

Birçok Avrupa ülkesi boyunca uzanan sıradağlardan oluşan Alpler (Slovenya, İtalya, Avusturya, Almanya, Lihtenştayn, İsviçre, Fransa) gezmekle bitmez, tadına doyulmaz. Yürünecek patikalar, çıkılacak dağlar, geçilecek vadiler, yüzülecek göllerle dolu.
Her yıl milyonlarca insan Alpleri ziyaret ederek güzel dağ manzaraları eşliğinde kayak, snowboard, yürüyüş, dağcılık, dağ koşusu, dağ bisikleti, yamaç paraşütü ve hatta wingsuit gibi aktivitelerin tadını çıkarıyor. Alpler, dünyanın en büyük ve en iyi bilinen kayak alanlarından bazılarına ev sahipliği yapıyor, hatta bazı durumlarda başka bir ülkeye kaymayı ya da havadan teleferikle geçmeyi bile mümkün kılıyor.
Alpler dağ keçileri ve Edelweiss
gibi Alp Dağları’nın yüksek kesimlerinde yetişen beyaz çiçekleri olan bitkiye de ev sahipliği yapmakta. Ayı nüfusu yok denecek kadar azalmış, kurt hiç kalmamış.
İnsanoğlu “dişli” demiryolları ve teleferiklerle dağları donatmış. Alplerde pek çok yüksek noktaya teleferik veya dağ trenleriyle ulaşılabiliyor, bu pek çok insana kolaylık sağlasa da, ne yazık ki tüm dağlarda zirvelerde teleferik istasyonları, teller, raylar olduğundan, demir yığınları dağların doğallığına zarar vermiş ama yine de güzelliğini bozamamış.
Alpler’in kar ve buzları da hızla eriyor. Buzullardaki erime iklim değişikliğinin dehşet verici boyutunu gözler önüne seriyor. Alpler, Avrupa ve dünya genelindeki ekosistemler, yaşam alanları ve popülasyonlar için iklim değişikliği nedeniyle yaşanacak problemlerin erken habercisi durumunda.
Fransa’nın İsviçre ve İtalya ile sınırında, MontBlanc dağının eteklerinde yer alan Chamonix, Alpler’deki ilk durağımız. Chamonix-Mont-Blanc ya da kısaca Chamonix olarak bilinen Fransa Alpler’indeki bir kasaba. 1924’te ilk Kış Olimpiyatları’nın da yapıldığı yer.
Chamonix, Fransa’nın en eski kayak merkezlerinden biri. Kayakçılar ve dağ meraklıları arasında çok popüler bir yer, dünya çapında bir dağ sporları merkezi.



Chamonix’e en yakın büyük havaalanı Cenevre ve 88 kilometre uzaklıkta, bizde buradan bir otobüsle geldik. İsviçre AB üyesi olmamakla birlikte, Schengen’e tabii olduğundan İsviçre-Fransa arasında geçişlerde sorun olmuyor.
Chamonix vadisinden tepelere doğru pek çok teleferik rotası var. Bunlardan en önemlileri Aiguille du Midi ve karşı yamaçtaki Le Brévent zirvelerine çıkaran hatlar. Vadideki birçok teleferik, kayakçılar ve bölge sakinleri tarafından yoğun bir şekilde kullanılıyor.


Dağcılar için buradaki en önemli faaliyetlerden biri, Avrupa’nın, Elbruz dağından sonraki ikinci ve Alpler’in en yüksek zirvesi Mont Blanc’e çıkmak. Ama biz bu sefer zirve için gelmedik. Alpler’i ilk defa göreceğiz, dağların manzarasını izleyeceğiz ve tabii muhteşem patikalarda tadını çıkara çıkara dolaşacağız ve keşfedeceğiz. Fransızca Mont Blanc, İtalyanca Monte Bianco, yani “beyaz dağ”, Alpler ve Batı Avrupa’nın deniz seviyesinden 4.810 m yüksekliği ile en yüksek dağı. Mont Blanc zirvesinin konumu İtalya ve Fransa arasında yer almakta. Zirve alanının mülkiyeti, iki ülke arasında uzun zamandır tarihi bir tartışma konusu olmuş.
Mont Blanc masifi, yürüyüş, tırmanma, patika koşusu, kayak ve snowboard benzeri kış sporları gibi açık hava etkinlikleri için çok popüler. Mont Blanc’in etrafında koşulan, yaklaşık 171 km’lik en inanılmaz dağ ultra maratonlarından biride (UTMB) burada yapılmakta.
Burası her mevsim doğa sporları için adeta bir cennet. Öyle ki gördüğünüz herkes ya koşuyor, ya yürüyor, ya kayıyor, ya tırmanıyor ya da uçuyor 🙂
Gittiğimiz gün çantalarımızı bırakıp hemen keşfe çıktık. Chamonix vadisi için birkaç gün ayırdığımızdan, tüm teleferik, tren, otobüs ve dağ trenlerini kapsayan üç günlük ulaşım kartlarından aldık ve ertesi gün vadiden 2525 m’de Le Brévent zirvesine teleferikle çıkıp, Mont Blanc’i karşıdan doyasıya izleyip, oradan Argentière’ye doğru yürüdük. Sonraki gün 3842 metredeki dünyanın en yüksek ve en sıra dışı dikey tırmanma teleferiği ile Aiguille du Midi’nin zirvesine çıktık. Vadideki son günümüzde de ilk önce Mer de Glace buzulunu gezdik. Daha sonra Mont Blanc tırmanışçılarının yürüyüşe başladığı noktaya kadar dişli dağ treni (Mont Blanc tramvayı) ile Nid d’Aigle’a çıktık.


Ertesi sabah Chamonix vadisine dört günün sonunda veda edip, yine geldiğimiz gibi otobüsle Cenevre’ye döndük. Artık İsviçre Alplerini ve şehirlerini gezeceğiz.

Geçmiş güzel anıları ve zamanın nasıl hızlı geçtiğini düşünürken bu yazıyı 21. yüzyılın 21. yılının 21. günü ve hatta 21. saatinde yazdığımı fark ettim. Kozmik zamandaki kısacık hayatlarımızda denk geldiğimiz bu özel güne böyle özel anılarla not düşmek çok ilginç…



































Semracım yine çok güzel bir gwzi yazısı yazmışsın. ellerine sağlık. dilerim çok günleriniz olur doya doya gezmek
BeğenBeğen
Umarrım en kısa zamanda hep birlikte doya doya gezeriz 👍
BeğenBeğen